5 Aralık 2013 Perşembe

Ahşap Karanlık


  Çocuksu çabalar virgüllerle süslüdür.O yüzden sonsuzluk onlara dair olabilir,vakitleri geldiğinde.Kısa nefeslerle durdukça daha çok hayat dolarlar.Zaman hep imkansızdır onlar için.Çünkü sen sadece sıradan bir günü oluşturan anları sayarak zamanı parçalayabilirsin.Hiçbir zaman güçlü olamadıysan o kadar,denemek hiç olmayan bir duvarı bütün gün seyretmek ya da kaldırımsız bir yoldan yürümek gibi olacaktır.Kimse söylemez sana koşacağın yeri.Ya da var mıdır her şeyin bir başlangıç noktası ? Hem yoksa kendine ait bir yolun ne anlamı var küçük adımlar atmanın ?
  Ne yazık ki tüm umudunuzu kaybetmek özgürlüktür.Hafifler insan umutları ya da hayalleri olmadan.Onlar uzun bir yolda yanında götürmek istemeyeceğiniz birer dost gibidirler sadece.Bulundukları yere aittirler her zaman.Sahip olmayanların yanında buruk bir gülümseme gibi dururlar.Yalnız insanların yoktur çünkü hiç gerçekleşmeyecek umutları.Belki de çok fazla anlam yüklememek gerekiyordu hayata.Belki de yalnızlık kaderden başka bir şey değil.Kaçamadığım,kaçamadığın..Belki de ne kadar yalnız olduğunu unutacak kadar yalnız biraz herkes.O yüzden fazlasıyla yoruyor seni bitiremediğin yolların.
  Etrafındaki kalabalıklardan rahatsız olurdu insan.Onlar içinde nefes alamamaktan,onların anılarında boğulmaktan korkardı.Koskocaman hayatları aynı anda kaldıramazdı çünkü hiç kimse.Kaybolurdu ister istemez birilerinin geçmişinde.Sen o kadar yenilmez olamazdın.Hem bu kadar susmuşken her şey neden küçük şeyler önemsizleşiyordu gitgide ? Dünya tanıyamayacağın milyarlarca insanla doluydu ve her şey bu kadar büyükken gittikçe küçülmek seni rahatsız etmiyor muydu ?Tek düşünebildiğin huzura dair mavi anlarındı ve dışarıda bir yerlerde uyanmamak için saat kuran insanlar olmalıydı.
  
  Yatakta hareketsiz kalmak zorunda olduğu sabahlardan birine uyanmıştı.Susup dinlemeliydi önce düzenli nefes alışverişlerini.Çünkü uykuda olmak onun için bir güven sebebi oluşturmuyordu.Uyku savunmasızdı.Bu yüzden her zaman daha tehlikeli olandı.Uykusuzluk ise farklı bir ana dairdi.O zamanlarda hiçbir şey gerçek görünmüyor,pastel renkler onu kolayca kandırabiliyordu.Her şey çok uzakta,olması gerekenden farklı yerlerdeydi.O bıraktıkları yerde durmuyordu.Bir rafta ya da hiç girilmemiş bir sokakta değildi.Arkadan takip ediyordu gözleri bedenini.O yüzden soğuk ara sıra yanıp sönen bir ışıktı onun yanında.

  Sessizlik büyüdükçe soğuyan kahvesinden bir yudum daha alıyordu.Duruyor olmanın yolda olmaktan daha tatlı koktuğu ve seçim yapmama hissinin midesini bulandırdığı anları sevmiyordu.Bu seçim çoktan yapılmıştı.Arabadan indi.Kapıyı açıp elini direksiyonun üstüne koydu.Yüzünde anlamı olmayan her zamanki yastık izlerinden vardı ve o an her şey yüzüne bakmayı reddedecek kadar siyahtı.Yavaşça neden durduklarını sordu.Konuşmuyor,hatta fısıldamıyordu bile.Başkaları..Aklındaki her şey o an yok oldu.Bir yerlerde turuncu insanlar vardı ve zaman biz daha az nefes aldığımızda yavaşlamıyordu.
 

                         “In the midst of friends, home, and kind parents, she was alone.”
                                                                                       William Thackeray








26 Kasım 2013 Salı

Toz Şehrin Hikayesi

 
  Vücut karşısındakinin tadına baktığında başlar onu tanımaya.Asla fark ettirmez hareketlerini.Sessizdir hep.Ne kadar sıcak olduğuna bakmadan tamam diyemez kimse.Düşüncelerini göremezsin kimsenin,ona yeterince dokunmadan.Ten daimidir çünkü.Ona ulaşamadan dokunamazsın acılara ya da anılara.İstediği kadar tatsın ölümleri.Şimdi tek başımayım desin.Kabullensin yalnızlığı.Vücut unutmaz karşısındakini.Herkes unutur.Herkes susar.O unutmaz..
  İnsanlar acılar hakkında kolayca yazarlar her zaman.Sayfalar doldurabilirsin acılar hakkında.Yaşanmışlardır çünkü.Ne kadar kötü de olsa birilerinin başından geçmişlerdir.Gerçektir onlar ve olabildiğince bireysel.Oysa mutluluk hakkında ne yazılabilir ? Hayat mutlu olmana sadece senden bir şeyler alacağı zaman izin verir.O yüzden var mıdır herkesin karalayacak bir şeyleri yoksa bomboş bir sayfa mı mutluluğa dair tüm düşüncelerin ?
  Bir insan uyanmak istemiyorsa berbat bir hayatı vardır.Yataktan kalkamayan ve aslında görünürde hiçbir sorunu olmamasına rağmen uzaklara baktığı her saniye tükenmeye devam eden insanlar.Peki ya geceleri asla uyuyamayanlar ? Gözlerini kapattıkları anlarda geçmişleri yüzüne vurur onların.Uyku onlar için asla gerçekleşmeyecek güzel bir hayalden daha fazlası değildir.Ulaşmaya çalıştıkları ama silüetinden başka bir şey göremedikleri belki de hiç olmamış ufak bir sahil kasabası gibi.Hiçbir zaman üstesinden gelemedikleri sorunlarla dolu olmamış bir hayat.Peki hiç olmayan bir hayat ne kadar berbat olabilir ? Ve duygu denen şey sadece kaybeden tarafta bulunan bir kusur mudur ?
 
  Hiç kimseyi ciddiye almamak gibi bir hastalığı vardı.Çünkü daha önce ciddiye aldığı herkes gitmişti.Gerçekleşmeyecek doğrulara göz kırpmak onu sadece yoruyordu.Her şey yok oluyordu.Sevdiği mevsimleri de almışlardı elinden.Düşüncelerini anlatan kelimeler her saniye daha da anlamsızlaşıyordu.Ağzından çıktıkları anda yere düşüp sadece sürünüyorlardı.Gün başlamak bilmiyordu.Havanın aydınlık olduğunu biliyordu yine de zamanını onun daha genç olduğu günleri düşünerek geçirmek aklını çeliyordu.Her şeye rağmen kalkmayı denedi.Yanının dolu olduğunu biliyordu.Ama orada nefes alan kimseyi göremiyordu.

  Bazı insanlar çok uzaktalardı.Bazı insanlar bizim asla gidemeyeceğiz yerlerdeydi.Yol nefes aldıkça daha da uzuyordu sanki.Ama bedeni yakında duruyordu.Aklı yolda değil sağ koltuktaydı.Kemeri takılı değildi.Belki de hayatta alabileceği en büyük riski almıştı.Söyleyecekleri hep dilinin ucunda kalıyordu.Sessizce kahvesinden bir yudum alışını seyretti.Gözleri dudaklarından çıkacak kelimelerle meşguldü.Oraya ait olmasında doğru olmayan bir şeyler olmalıydı.O an merak ettiği tek bir şey vardı.Yıldızları gökyüzünden yere indirmek göründüğü kadar kolay mıydı ?
 
                                                         ''I'm not much but I'm all I have''
                                                                                              Philip K. Dick
 

19 Kasım 2013 Salı

Kaybettiklerin Kadar


  Sadece sessizce durdum ve yavaş yavaş griye çalan ruhunu izledim.Öylesine bıkmış,öylesine nefret dolu ve yer yer parçalanmış.Eski ve yeni yara izlerin karşımda.Dokunuyorum,o hareket etmiyor.Cümlelerim yarıda kalıyor,o susuyor.Hiç açamıyor gözlerini.Çünkü soğuyor gittikçe aynalar.Sen karşısında nefes almaya çalıştıkça giderek ağırlaşıyor.Sen bakamıyorsun aynaların yüzüne.İtiraf etmesini mi bekliyorsun acımasızlığı yoksa her şeye rağmen sana bir şarkı söylemesini mi ?
  Her şey çok eski bir duvara hiç okunmamak için yazılmış bir yazı gibi.Evlerinde ışıkların yanmadığı bir mahallenin kirli sokaklarındaki kalın puntolu bir yazı.Dışarıda tek başına oynamaya çalışan bir çocuğun saatlerce boş gözlerle izleyeceği ve sadece ölmeden önce anlam kazanan bir yalnızlık hali.İnsan kabul edemezdi bunu.O çocuk gibi sokakta tek başına eğlenmeyi deneyemezdi.İnsan yorgundu.İnsan,hep eksik kalandı.
  Herkes yalnız kalmaktansa parçalara ayrılmayı tercih ediyordu.Uğraşıyorlardı ve sessizce tatmaya devam ediyorlardı sadece.Yanındakinden habersiz,olabildiğince uzak ve karanlık.Belki de hayatınızı değiştirecek insanlar yolda yürürken sessiz sedasız geçiyorlardı yanınızdan.Belki de kurulan umutsuz düşleriniz bile fazlasıyla iyimserdi ve tamamlanmış cümleler eksik kalmışlara göre daha az acı veriyordu.Keşkeleri öldürüyordu insanı,ciğerlerinin üstünde duran o yoğun ve adını koyamadığı şey bitiriyordu alamadığı nefesleri.Ketçapla mayonezi karıştırdığında bir daha ayrılmıyorlardı,sonsuza dek.Bir kadının sigarasından çıkan duman asla içine dönmüyordu.Geri dönemiyorduk.Seçmek bu yüzden zordu.
 
  O sabah baktığı her şey gözüne daha farklı görünüyordu.Üzerinde adını koyamadığı bir ağırlık vardı.Kendinden birkaç santim uzakta seyrediyordu her şey.Kendi bile.Yanı boştu.Aynalar geldi aklına.Gözlerini duvardan bir saniye bile ayırmadı ve acıyla karışık buruk bir gülümseme oturdu yüzüne.Söyleyemediklerini her gece farklı bir duvara yazıyordu.Çünkü geçen bütün o saatlerde kendini daha iyi biri olabileceği düşüncesiyle kandırabiliyordu ve daha az yalnız.Günler geçtikçe elleriyle bırakıyordu kendini girip çıktığı odalara.Herkes uzaklara yürüyordu ve İstanbula artık kış gelmiyordu.
  Ona hayatı sevmeyi öğretenleri asla affetmemişti.Onlar bir şekilde kendi mutluluklarını yaratanlardı.Duyguları olanlar.İstanbulda yıldız görmek gibiydi onlara dair her şey.Her hafta vermemek üzere aldığı hediyeler gibi.Onlar unutulmayanlardı.Biliyordu nereye giderse gitsin asla yeterince uzakta olamayacaktı.Asla yeterince gülemeyecekti ya da hiçbir zaman normalleri olmayacaktı.Ve o güneşi tutuyordu ellerinde şimdi.Çok sıcaktı ve aydınlık.Ama deniyordu adımlar atmayı.Hep böyle kalmalıydı.Yanmayı öğrenmeden ona kimse yaklaşamamalıydı..

             ''Being alone never felt right.Sometimes it felt good,but it never felt right.''
                                                                                          Charles Bukowski

11 Kasım 2013 Pazartesi

Orta Şekerli Göz Kapaklarım


  Kadınların anlaşılmaz olması bu sıfatı içten içe seviyor olmalarındandır.Erkek ise anlaşılmak ister ve buna göre yaşar.Çünkü her zaman biraz daha yalnız olandır erkek,kadınlar ise daha gerçekçi.Cesaret mi edemezlerdi yoksa veremezler miydi o yakınlığı kimseye.Hep biraz mahkumlar mıydı kendi duygularına ? Ya da sen hep korkar mıydın ışıklar kapandığında ? Unuturdu insan gözlerini kapadığındaki karanlığı.Şimdilerde ise bu kadar kabullenmişken siyahı sen aynı sen,ben aynı ben..
  Bir an için kapatmalıydı insan gözlerini ve hayatın vardiyaları olması gerektiğini düşünmeliydi.Gece ya da gündüz.İkisini birlikte yaşadığı için mutsuzdu insan.Kaldıramazdı aynı hayatın içinde hem geceyi hem de gündüzü.Ellerin aynı anda hem sıcak hem soğuk olamazdı.Havadaki bu ağırlık hem rutubet hem de ağzından hiç çıkmayan sözcükler olamazdı.Sen bir ya da iki olamazdın.Ve onun için mutsuzdu belki de uyuyamayan insanlar.
  Çünkü hayat hiç giyilmeyen bir pantolonun cebinde unutulmuş sakız gibi.Tadını yitirmiş,zamanından önce ölen ve olabildiğince yalnız.Aslında yalnızlık bir alınganlık biçimi.Alınabileceğin kimse olmadan hem de.Doyasıya sıkılmış ve egolu.Sürekli şikayetçi hareket etmekten.Ve uzaklaşmaktan delicesine korkan.Bu durum başka yerlere gidip yeni yaşamlar kurduklarında mutlu olacaklarına inanan insanlara benzer nedense.Çünkü sen nereye gidersen git kendini de yanında götürürsün.Hayatın,kaldırımların,sarılabildiğin her şey geride kalır; anılar ve keşkelerin seninle gelir.Peki ya onlara dair ne vardı ? Gidemiyordu,gidemiyordum ve o an orada olan herkes tüm gün boyunca susmanı seyredebilirdi.

  Yerçekiminden daha güçlü değildi iradesi.Yenilirdi,karşı koyamazdı o ıslaklığa.Bağlamazsan durmazdı o çünkü.’’Beni senin oyununu oynamak ve kaybetmek zorunda bırakacak mısın ?’’ Bunu duymaya alışıktı .Çünkü bu zamana kadar olanlar bir oyundan fazlası olmamıştı onun için.Peki ya şimdi ? Hiçbir zaman sayılmayan o bedenler onun gelişinden sonra vücuduna kazınır olmuştu.Ara sıra ortaya çıkan o gölge her dokunuşta bir iz daha bırakıyordu.Yalnız yürümekten farkı neydi ? Üzerine bastığı çizgiler değişmemişti.Ama bu sefer Beyoğlu lanetli miydi ?
  Yüzünde çok derin bir uykusuzluğun izleri vardı.Belli çok düşünmüştü onun hakkında.Ama anlayamadığı bir şey yok muydu hiç ? Onun bile anlayamadığı.Gitme kal dediğinde duyduğu turuncu bir ‘’Bugün olmaz.’’ gibi.Bugünün çok uzun olduğunu bilmiyor muydu ? Çünkü turuncu gerçek olana dairdi.Gözlerini kapadığında karanlıktan korkan,hala iyi olandı.Yıllar sonra ilk kez dokunmak gibiydi.O ise geçmişte bir yerlerde boş bir parka sıkışmıştı.Salıncağa gidemiyordu.Kaydıraktan kayamıyordu.Elinde kırmızı bir balonla buz gibi kumları seyrediyordu.

                            ''Experience is simply the name we give our mistakes''
                                                                                                Oscar Wilde

3 Kasım 2013 Pazar

Sadece Senin Bildiklerin


  Deniz kıyısında yalnız başına yürümek güç olmuştur her zaman.Kıyıya dalgalar vurur,yüzünde tuzlu bir hava,keskin bir yosun kokusu ve kocaman bir yalnızlık.O kadar sessizdir ki her şey kendini dinlemek zorunda kalırsın.Geceleri gözüne uyku sokmayan düşüncelerin karşına dikilir ve sana gülerler.Eğer çok sevmediysen o sonsuz belirsizliği gitmeyeceksin.Neden mi ? Yalnız kalmamak hiçbir zaman opsiyon olmadı senin hayatında.Bunu sen seçtin.Sana düşen her sabah uyandığında uzaklardan izlemek maviyi fazlası değil.Çünkü yalnızlık devamlı olarak birilerinin özlendiği bir ruh hali,tek başına olmak ise sürekli olarak kendinle birlikte olmaktan alınan zevktir.Yalnızlık her zaman endişelidir,bir şeyleri kaçırır,bir şey için yanıp tutuşur,onu arzular.Tek başına olmak ise mutlu olmak,derin bir tatmin,gerçek bir tebessüm gibi.O yüzden sevemez yalnızlar denizi.Duramazlar çünkü suyun üstünde.Zaman geçtikçe ağırlaşırlar.
  Ama insanlar kocaman denizde birbirlerini selamlayan gemiler gibi.O ana dair,biraz hüzünlü,sonra kaybolan.Yavaşça birbirlerinden uzaklaşan ve unutulan.Gerçek buydu.Gerçek aslında hiç işe yaramayan bir şeydi ve kimse bir yerlerde istediği hayatı yaşamıyordu.Herkesin durduğuna inanmak istiyordun ve yapamıyordun.Bulutlar gelip gidiyorlardı,gökyüzü ise hep orada kalıyordu.Ama beni affedin içimde yorgun bir şeyler var.Şimdi kendinden nefret bile edemiyordun.Küçük tesadüflerden dolayı değil,onun bakışlarındaki donukluktan değil,olmayan keşkelerinden dolayı değil,o mutlu olduğu için değil.Kendinden alıp ona veremediğin için.
  Bir kadınla sevişmek ve bir kadınla yatmak iki ayrı tutku.Sadece farklı değil aynı zamanda zıt tutkular.Aşk çiftleşme arzusunda duyurmaz kendini uykuyu paylaşma arzusunda duyurur.Öyle bir an gelir ki tek bir sessizlikle arkanda bırakırsın her şeyi.Güvendiğin bir yerde olmak ya da hiç bitmeyecek bir filmi izlemek gibi.Deniz gibi mesela sonu olan ama asla ulaşamadığın.Hiç konuşmayan bir kadın gibi.Ya da hiç üşümeyen.Tehlikeli..Gözlerine bakmayı unuttuğun anlarda içindeki tüm renkleri dışarıya çıkartan.

 
  Daha önce hiç düşmemiş,hiç acı çekmemiş insanları sevemedi.Çünkü hayat onlara hiçbir zaman zengin tarafını göstermemişti.Hep mutlu olduğun bir hayat düşünemezdin.Mutluluk sadece bir kavramdı.Asla gerçek olmayan,insanların ulaşmaya çabaladıkları ve bununla oyalanarak ölümü bekledikleri bir kaybolma durumu.Çünkü ölmek için doğardı insan,mutlu olmayı denemek için.O yüzden her yağmur sonrası severdi toprak kokusunu.
  O ise hayatında kendi sesinden başkasını duymamıştı.Gittikçe dibe battığı,tüm çıkış yollarının tanrı ve onu sevmiş bedenler tarafından kapatıldığı bir dünyası vardı.Zor ve dayanılmaz biri..Her kaybedişte daha derine batmak için yeniden başlayan ve her gece kaybolan bir beden gibi.Cansız ve bitkin.Sadece ara sıra kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceğini düşünen.Bir sokak lambası kadar yalnızdı.Saati geldiğinde sönen gün boyu hiç kıpırdamadan ses bile çıkarmadan,öylece duran..Onlar kadar ruhsuz,içten içe geceyi bekleyen,gri ve soğuk..O bir sokak lambasıydı asla eve dönemeyen,geceleri aydınlık,gündüzleri karanlık olandı.

                                       ''Be yourself; everyone is already taken''
                                                                                    Oscar Wilde

27 Ekim 2013 Pazar

Hiç Isınmayan Ellerim


  Bir merhaba yetiyor tüm hoşçakalları unutturmaya.Küçük bir merhaba siliyor her şeyi.Bir merhabayla koskoca bir hayat sokuyorsun yaşantına.Başka anılar,başka öfkeler belki başka mutluluklar ve başkaları.O yüzden iyi seçmelisin merhaba diyeceğin insanları.Alamayacağın sorumluluklara merhaba demeyeceksin.Kırılıyorsun yoksa yavaş yavaş.Parça parça dökülüyorsun.Sen toparlanmaya çalıştıkça sadece batıyorsun.Ayaktayım diyorsun,tamam artık oldu diyorsun,sen sabah olduğunda sadece eve dönüyorsun.Çünkü hiç şikayet etmeyecek kadar mükemmel bir talih asla bulamazsın.

  Her kalbin rahatlamak huzur bulmak için çekildiği bir köşesi vardır.An gelir uzak olmak istersin.Çok sevdiğin üçlü koltuğa,kaldırımlara.Patates kızartmasına mesela veya kar kürelerine.Hoşuma gidiyor dediğin her şeye.Çünkü bazen düşünceler büyük bir baş dönmesi gibi arkanda belirirler.Kafanın içinde konuştuklarını duyarsın.Ama siyah daha önce hiç olmadığı kadar.Miden bulanır,kasılırsın.İçinde bir şeylerin yükseldiğini hissedersin.Sıcak..Sanki uzun zaman önce seni bırakmış birinin çıkıp gelmesi gibi.Tanıdık ama alışık olmadığın.
  Hiç yaşamamış bir şeye baksaydın şu anda hiç dokunmamış ya da hiç güneş görmemiş birine ne hissederdin ? Elinde cennetin haritasını tutan birine güvenebilir miydin ? Küllerine batan bir anka gibi yaşlı ve hüzünlü.Bir günü diğerinden ayıramayan.Loş bir odada yüzüne vuran karanlık gibi.Vaktinden önce,zamansız,soğuk..Elinde boş bir bardak tutuyordu ve o an her şey ikiydi sanki,ben bile..

 
  Odadan tam çıkarken arkasından kısık bir ses yapma dedi.Olması gereken yerden çok uzakta bedeninden bağımsız bir şekilde öylece duruyordu.Havada ağır bir şeyler vardı.Hareket etmeyi zorlaştıran,umutsuz bir şeyler.Ağzından kelimeler çıkıyordu ama ona ulaşamadan karanlıkta kayboluyorlardı.’’Kal biraz daha gitme’’.Yavaşça arkasını döndü.Sadece o tek nefeslik anda güneşin eskiden daha parlak olduğu geçti aklından ve yüzüne sahte bir tebessüm oturttu.Gözlerine ise bambaşka bir beden.Sonra..Sonra çıktı.
  Ama aklında başka bir şey vardı.Güzel bir şey.Buralara ait olmayan biri.Ona çok yakışırdı aslında,kısa turuncu saçlar,kahve tonlarında bir fular,siyah çerçevesi olan bir gözlük ve üstü açık bir araba krem rengi koltukları olan.Hafif bir şeyler çalmalıydı radyoda.Kokusu bütün arabaya sinmiş olmalıydı.Tatlı ve ıslak..Konuşurken yola değil uzaklara bakmalıydı ve gülümsemeliydi ara sıra her şey normale dönecekmiş gibi.O yolda olmalıydı,varmak için değil huzuru aradığı için..
  Çünkü kıştı o.Hızlı hızlı attığı adımların altında ezilen kardı.Burnunun ucundaki soğuk,paltosuna sarılırken aradığı sıcaklıktı.Kıştın sen.Soğuk ve sessiz.Olabileceğinden daha yalnız.Her şeye rağmen gülümseyen.Dünyayı daha güzel,daha huzurlu hale getirendin.Üstelik bunu siyahla yapandın..

                                         ''Indupedita suis fatalibus omnia vinclis.''
                                                                                             Lucretius

20 Ekim 2013 Pazar

İki O ve Romeo'nun 48'i


 Yok olmak gerekiyor bazen.Öyle kimselere haber vermeden,usulca.Hiç konuşmadan mesela ya da hiç bahsetmeden kendinden.Belki kırılmış belki de biraz mutlu..Ya da toplayacaksın valizlerini,veda edeceksin o çok sevdiğin sokaklara,tamamlayacaksın yarım bıraktıklarını.Sonra..Sonra gidemeyeceksin.Çünkü etrafında döndüğün dünyayı kovalarken sevdiğin gerçek şeyler senden uzaklaşıyor.Peki ya hissetmediklerin ? Onlar da uzaklaşmaz mı giderek ? İnsanlar bırakmazlar mı arkalarında ? Evet en çokta onların fark edersin yokluklarını.Çünkü en son gideni unutamazsın.Kapıyı her zaman hissetmediklerin kapatır.
  Aslında hepimiz onca kalabalığın içinde o buz gibi dünyamıza yoğunlaşmış yalnız insanlarız.Gerçeklerden tamamen kopmuş ve bir o kadar da bağlı mutsuz insanlar..Her şeye rağmen mutluluğu aramak doğru mu peki ? Çünkü siz yaşamak için mutlu olmak zorundasınız. Ben değilim.Çünkü mutluluklar kimsesizdir.Alışamazlar.Öyle kolay kolay da duramazlar bir yerde.Peki bu istek bir bahanem olsa da gitmesem isteği mi yoksa bahanelerimin de benimle gelmesini mi istiyorum ara sıra ?
  Acılar vardır öldürmez insanı.Bazılarının öfkeyle doldurur içini.Bazılarına ise fazla gelir doğana teslim eder seni.Kimileri ise öyle iyi saklar ki acısını anlamazsın gözyaşlarını görmeden.Yıllarca hiç bıkmadan.Hiç bitmeyen bir savaş gibi.Her gün daha fazla yıkan,gittikçe kanayan,sonu olmayan..Acılar vardır ölmek istersin.Sen istesen de,şimdi öldüm desen de istemekle olmuyor. Canın gerçekten yanmadıysa şu hayatta hep biraz eksik kalacaksın.Çektiğin acı kadar insansın çünkü ne eksik ne de fazla.
 
  Ona ne mi oldu ? Alıştı.O sahip olduğundan fazlasını yitirdi.En baştan..Her sabah yola çıkmamak üzere terk ederdi bu şehri.Hava kapanırdı,yağmur yağardı,ıslanırdı,üşürdü bazen.İnsanları seyrederdi ama bakamazdı yüzlerine.Çünkü kendini görmek en büyük korkusuydu bir zamanlar.Bakıldığında ne kadar sığ değil mi ? Samimiyetten kaçan,duygulardan kaçan sürekli bir kaçış hali.Ama kullanılmaya da alışıktı o.Sanırım yüzüne vurulmasına da alışacaktı.Çünkü bir düşe sahip olmak için onun kadar hayal kırıklığına uğramamış olmalıydın.
  Geride bıraktığı her gecede küçülüyordu.Azaldığını,yok olmaya yüz tuttuğunu her solukta anlıyordu.Her çığlıkta kendinden bir parça mı buluyordu onlar da yoksa her derin nefeste bir parçasını mı bırakıyordu.Bir basamak aramıyordu kesinlikle.Uzun zaman sonra ilk kez bir şey istemişti hayattan.Tek bir şey.Merdivenler bitmemeliydi.Ama içinde değişen bir şeyler vardı.Yeni.Daha öce tadına bakmadığı.Ve duygular ona her zaman çekici gelmişti.Ulaşılmaz olduklarını düşünürdü hep.Aşk,acı,nefret,tutku..Bir kadının dokunuşunda hepsinden biraz vardı.O ise sonbahardan sarıyı almıştı,belki biraz da mor ama en çokta maviydi.Huzurluydu..

                                                     ''Your happiness is your sadness without mask.''
                                                                                                         Khalil Gibran

12 Ekim 2013 Cumartesi

Hiç Gülümsemeyecek Gibiydi


  Bir bedelleri unutmuyor hayat bir de tutulmamış sözleri nedense.Neleri feda edebilirsin yaşıyorum diyebilmek için ? Ya da hiç uyanmamak için ? Ya düşündüğün gibi olmadıysa hiçbir zaman.Kim yaptı gerçekle hayal arasındaki ayrımı ? Belki de hayat gece gözlerini kapatmanla sabah uyanman arasında geçen zaman dilimidir sadece.Ama hayır.Hayat sen planlar yapmaya çalışırken gerçekte olanlardan ibaret.Masumiyetinde bir bedeli var kötülüğünde.Hepsinin bir zamanı..Ama en çokta mutluluğun bedeli var.İster önceden öde ister sonradan.Çünkü zamanın varken mutlu olacaksın yoksa olmuyor. İstediğin kadar yürü o kaldırımlardan,istersen bir an bile açma gözlerini.Hayat almayı iyi biliyor..


  Gitmek cesaret istiyor gerçekten.Her şeyi bırakmak ve sıfırdan bir hayat kurmak. Nasıl çöpe atarsın geçmişini ? Gerçekten var mı sıfırdan başlamak diye bir şey yoksa hep biraz iz kalıyor mu vücudunda.Beni bu kentte tutan boğazı değil geçmişim biliyorum ama sen nasıl gidiyorsun hep merak etmişimdir.Araya mesafeler girdimi bir kere varış yerinin hiçbir anlamı kalmıyor.Ne kadar istesen de yeni başlangıçları,göze alamıyorsan o ilk sırtını çevirdiğin anı,vermeyeceksin öyle büyük sözler kendine.Çünkü vedalar hep öyle.Kalanın değil de gidenin canını yakar her zaman.

  İnsan düşerken başkalarını da götürmek istiyor yanında ya da tutunacak bir dal arıyor.Ama kırılmışsa o dalların hepsi öğreneceksin düşmemeyi.Evet hatırladım küçük,basit şeyler yetiyor kederlenmeye.Peki ya mutluluğa ?

 
 
  O böyle biriydi ama hiç saklamadı,hiç yalan söylemedi,hiç değişmedi.Ama güzel sabahları da olmadı onun ya da mutsuz sabahları.Onlarla hiç sabahı olmadı zaten.Hiç beraber uyanmadı,gözünü açar açmaz onları görmedi.Hiç güzel günü olmadı onlarla ya da sıradan günü.Hiç sokaklarda yürümedi onunla.Kendine bile söyleyemedi.Şimdi bilse ki dünyanın en güzel sabahları onun yine de unutamaz işte.

  O sabah ise insan doğmuştu ve yalnız ölüyordu. Hava hiç olmayacak bir yerde söylenmemiş sözler gibiydi o gün.Ve tek bir şey geçti sadece içinden,tek bir soru ama hiçbir zaman çıkmadı ağzından.Bir daha ne zaman göreceğim seni ? Sonra ne mi oldu 2 saat sonra tekrar konuşacakmışlar gibi ayrıldı oradan.Belki de bir daha görüşmeyeceklerinin o an farkına vardı.Çünkü o kime sarılmak istese kolları yetmemişti.Biliyordu dışarıda güneşi görmek havanın sıcak olduğu anlamına gelmiyordu.Ama o kötüleşen her saniyede denemekten başka şansı yokmuş gibi kaldırımdan yürümeye devam ediyordu..
 
                                              ''People change.Memories don't''
                                                                                                       Anonymus

4 Ekim 2013 Cuma

Kendi Evimde Deplasmandayım


  İyi olduğun sayılı şey varken onlarda da mükemmel olmadığını öğrendiğin anlar vardır.Daha doğrusu mükemmel olsan da sana öyle hissettirdikleri anlar..Tutunduğun son şeyler,sana yaşadığını hatırlatan nadir anlar elinden alınırken ne kadar rahat olabilirsin ? Peki ya gerçekten kaybedecek hiçbir şeyin kalmamışsa ? Ne yapardın bir hayata dair her şeyi bitirmişsen,yıllar yürürken sen koşmuşsan ? Kaybedilenler geri gelmiyor kesinlikle.Bir kere kaçırdın mı ipin ucunu yakalayamıyorsun.Kaybettiklerimiz kadar haklıyız belki de.Onlar kadar mutlu ya da onlar kadar yalnız.Peki ama ya acı ? O gidiyor mu hiç,yoksa seninle nefes almaya devam mı ediyor adımların hızlandıkça..


  Herkesin bir yarası var.Başa çıkması gereken anılar,yüzleşmesi gereken sorunları..Herkesin kulağına fısıldayan,onu gölgesi gibi takip eden bir geçmişi var.Sen istediğin kadar sakladım san izini,birileri hep görecek yaranı.İstediğin kadar değiş,istediğin yükseklikte duvarlar ör önüne başkaları görmesin diye.Çünkü o kadar derindir ki yaran artık kimliğin olmuştur.Onunla uyanır,onunla başlarsın her güne.Sen dünyaları anlatırsın karşılarında ya da susarsın sadece.Onlar yaranı konuşurlar.Yine de bıkmadan usanmadan o sahte ifadeyi takarsın her gün yüzüne.Anlamazlar.Çünkü kimse bilmez ama inkar elzemdir bazen,inkar hayati..Ve sen sadece insanların tecrübeleri kadarsındır.


  Basit aslında öyle iyi okullarda okumak,para pul gerekmiyor.Mutlu olmak için mi ? Hayır tutunacak bir şeyin olması için.Dönüp dolaşıp bulamadığımız şey belki de adalet.Çünkü hayat mutluluk bekleyeceğin kadar merhametli değil.Yine de yaralar sarılmak için,sarılan yaralar kapanmak için.Yeter ki biri olsun saracak.Ama sen baştan kaybetmişsen eğer hiçbir şey değiştirmiyor kaderini.Hem yosun tutmuşsa ağacın her tarafı nasıl anlarsın kuzeyi ? Bir doğru yol var mı gerçekten ? Diğer taraftan bakıldığında yansıması var aslında her şeyin.İnsanlar yukarıya çıkarken sen aşağı iniyorsun gözlerinde.Anlık karşılaşmalar sadece.Birlikte asansör beklemekten çokta farklı değil aslında..




  O ise yeni şeyler fark ediyordu günden güne.Ama bu sefer ağırdı,diğerleri gibi değildi.Hep sorardı kendine o mu gidiyordu sabah olduğunda yoksa diğerleri çoktan bırakmış oluyorlar mıydı onu gecenin bir vaktinde.Önyargıların sebepsiz olduğu gittikçe netleşiyordu artık. Onlar hep böyleydi ama birine sarılmayı öğretir ve zamansız yok olmayı severlerdi Sadece bir eğlence,bir kaçamak,bir unutma sebebi olmuştu belki de çoğu için.Zorluk çıkarmadan öylece giden biri.Ya da kötü biri söyledikleri gibi.Çünkü kötülük her zaman seçim değil bazen sadece kusurdu.Bazı insanlar kötü doğardı..

                                
                                             '' Weather forecast for tonight : Dark. ''
                                         
                                                                                                      George Carlin

28 Eylül 2013 Cumartesi

Yarı Sakin Ruh Halleri

 
  Hayatınızı programlamadan yaşamaya çalıştınız mı hiç ? Öylesine işte ne kaygılarınız ne değerleriniz ne ön yargılarınız.Denediniz mi hiç anlık seçimler üzerine sıfırdan bir yaşam kurmayı ? Sağ ya da sol siyah ya da beyaz üçüncü bir seçenek olmadan,hareketsiz kalmadan.Çünkü hayat ne istekleriniz ne de planlarınız,sadece seçimleriniz elinizde kalan.En basit görünen yollar bile her şeyi tamamıyla değiştirebilir.O gün seçtiğiniz tişört bile çok farklı bir hayat anlamına gelebilir.İşiniz,çevreniz,duygularınız bile değişebilir yaptığınız bir seçimle.Sadece bir saniye,sonra her şey bambaşka.

  Hayır o kadar fütursuz olamadınız siz hiçbir zaman.Ne o kadar cesursun sen ne de o kadar aptal .Hayır değilsin.O yüzden okuma bunları çocuk.Yapma bunu kendine.Gelme çünkü senin canın yanacak.Tek başına kaldığında sessizce ağlayan sen olacaksın,sen arayacaksın teselliyi başkalarında.O yüzden çok geç olmadan git çocuk,diğerleri gibi sende karış yağmurlara.Çünkü sen sabah uyandığında ben çoktan gitmiş olacağım.Ve beklemek birine dünyanın en güzel şarkısını söylemek kadar saçma olacak..

 

  Peki ya o ? O ne iyi ne de kötü aslında her zamankinden daha farklı değil.O alışık bırakıp gitmeye o yüzden ne zaman baksanız geriye bıraktığınız yerde bulursunuz onu.Devam eder siz yokken aynı şeyleri yapmaya sadece daha fazla yaşanmışlık,daha fazla beden ve hayal kırıklığı.Onu özleyecek birilerine mi ihtiyacı vardı ? Kimseye dolduramaz mıydı sayfalar ? Seviştiğinde uyuşturan kalpsiz bir beden miydi sadece ? Cevapları bilinmeyen sonsuz sorular vardı bu aralar önünde.Birileri geliyor,bir şeyler söylüyorlar ve sonra..Sonra ağlıyorlardı.Onlar hep ağlar zaten.Geç fark etti aslında bedenler bırakmıyordu geride.Hikayeler,anılar,umutlar yok ediyordu her seferinde.Karşısına farklı hayaller,farklı hayatlar çıkıyor ve sadece karanlıkta kaybolup gidiyorlardı.

  Çok denedi aslında her şeye onların penceresinden bakmayı .Birini kaybetmekten delicesine korkmanın ne olduğunu biliyor muydu ? Birinin hayatından avucundaki kum taneleri gibi akıp gitmesini ve hiçbir şey yapamadığındaki o çaresizlik hissini ?  Peki,birine asla tam olarak sahip olamamanın ağırlığını yaşadı mı hiç ? Hem evet hem hayır aslında.Çok eskide kalmıştı bu tarz şeyler onun için ama nasıl şeyler olduklarını kesinlikle biliyordu.Çünkü o biri hem vardır hem de yoktur.Biri hem sizindir hem de asla değil.Biri hem hissettikleriniz hem de hissizliğinizdir,hem içinizdeki kahkaha hem de sessizliğinizdir.Şimdi duyguları olmasa da hayatında,geçmişini asla unutmazdı.Şu an olduğu kişiyle alakası olmasa da o birileri her zaman vardı.

  Aslında nasıl biliyor musun ? Onun için her saniye daha da kararıyor eve dönüş yolları.Odasına bile girmeye korkar oldu sanırım.Ya da bu gerçekten korku muydu ? Korku nasıl bir şeydi ? Sıcak ? Soğuk ? Peki nasıl kokardı ? Bir kadının ıslak teninden damarlarına akarken onlara hissettirdiklerinde,her dokunuşta,her çığlıkta var mıydı biraz korku ? Yalnızlığından gurur duyar mıydı hiç ve tanrıdan af diler miydi başına gelenler için ? Yoksa fazla mı melankolikti her zaman ki gibi.Sonra ne mi oldu ? Çıktı gitti 2 saat sonra tekrar görüşecekmiş gibi. Herkesin tekrarlamak istediği bir hataydı sadece.Var mıydı her gece ışıkları açık tutan birileri,belki gelir diye..


                                ''It's very lonely sometimes,trying to play god.''

                                                                                 Oliver Wendell Holmes