Çocuksu çabalar virgüllerle süslüdür.O yüzden
sonsuzluk onlara dair olabilir,vakitleri geldiğinde.Kısa nefeslerle durdukça
daha çok hayat dolarlar.Zaman hep imkansızdır onlar için.Çünkü sen sadece
sıradan bir günü oluşturan anları sayarak zamanı parçalayabilirsin.Hiçbir zaman
güçlü olamadıysan o kadar,denemek hiç olmayan bir duvarı bütün gün seyretmek ya
da kaldırımsız bir yoldan yürümek gibi olacaktır.Kimse söylemez sana koşacağın
yeri.Ya da var mıdır her şeyin bir başlangıç noktası ? Hem yoksa kendine ait
bir yolun ne anlamı var küçük adımlar atmanın ?
Ne yazık ki tüm umudunuzu kaybetmek
özgürlüktür.Hafifler insan umutları ya da hayalleri olmadan.Onlar uzun bir
yolda yanında götürmek istemeyeceğiniz birer dost gibidirler sadece.Bulundukları
yere aittirler her zaman.Sahip olmayanların yanında buruk bir gülümseme gibi
dururlar.Yalnız insanların yoktur çünkü hiç gerçekleşmeyecek umutları.Belki de
çok fazla anlam yüklememek gerekiyordu hayata.Belki de yalnızlık kaderden başka
bir şey değil.Kaçamadığım,kaçamadığın..Belki de ne kadar yalnız olduğunu
unutacak kadar yalnız biraz herkes.O yüzden fazlasıyla yoruyor seni bitiremediğin
yolların.
Etrafındaki kalabalıklardan rahatsız olurdu
insan.Onlar içinde nefes alamamaktan,onların anılarında boğulmaktan
korkardı.Koskocaman hayatları aynı anda kaldıramazdı çünkü hiç kimse.Kaybolurdu
ister istemez birilerinin geçmişinde.Sen o kadar yenilmez olamazdın.Hem bu
kadar susmuşken her şey neden küçük şeyler önemsizleşiyordu gitgide ? Dünya
tanıyamayacağın milyarlarca insanla doluydu ve her şey bu kadar büyükken gittikçe küçülmek
seni rahatsız etmiyor muydu ?Tek düşünebildiğin huzura dair mavi anlarındı ve dışarıda
bir yerlerde uyanmamak için saat kuran insanlar olmalıydı.Yatakta hareketsiz kalmak zorunda olduğu sabahlardan birine uyanmıştı.Susup dinlemeliydi önce düzenli nefes alışverişlerini.Çünkü uykuda olmak onun için bir güven sebebi oluşturmuyordu.Uyku savunmasızdı.Bu yüzden her zaman daha tehlikeli olandı.Uykusuzluk ise farklı bir ana dairdi.O zamanlarda hiçbir şey gerçek görünmüyor,pastel renkler onu kolayca kandırabiliyordu.Her şey çok uzakta,olması gerekenden farklı yerlerdeydi.O bıraktıkları yerde durmuyordu.Bir rafta ya da hiç girilmemiş bir sokakta değildi.Arkadan takip ediyordu gözleri bedenini.O yüzden soğuk ara sıra yanıp sönen bir ışıktı onun yanında.
Sessizlik büyüdükçe soğuyan kahvesinden bir yudum daha alıyordu.Duruyor olmanın yolda olmaktan daha tatlı koktuğu ve seçim yapmama hissinin midesini bulandırdığı anları sevmiyordu.Bu seçim çoktan yapılmıştı.Arabadan indi.Kapıyı açıp elini direksiyonun üstüne koydu.Yüzünde anlamı olmayan her zamanki yastık izlerinden vardı ve o an her şey yüzüne bakmayı reddedecek kadar siyahtı.Yavaşça neden durduklarını sordu.Konuşmuyor,hatta fısıldamıyordu bile.Başkaları..Aklındaki her şey o an yok oldu.Bir yerlerde turuncu insanlar vardı ve zaman biz daha az nefes aldığımızda yavaşlamıyordu.
“In the midst of friends, home, and kind parents, she was alone.”
William Thackeray
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder