Kadınların anlaşılmaz olması bu sıfatı
içten içe seviyor olmalarındandır.Erkek ise anlaşılmak ister ve buna göre yaşar.Çünkü
her zaman biraz daha yalnız olandır erkek,kadınlar ise daha gerçekçi.Cesaret mi edemezlerdi yoksa veremezler
miydi o yakınlığı kimseye.Hep biraz mahkumlar mıydı kendi duygularına ? Ya da
sen hep korkar mıydın ışıklar kapandığında ? Unuturdu insan gözlerini
kapadığındaki karanlığı.Şimdilerde ise bu kadar kabullenmişken siyahı sen aynı
sen,ben aynı ben..
Bir an için kapatmalıydı insan gözlerini ve
hayatın vardiyaları olması gerektiğini düşünmeliydi.Gece ya da gündüz.İkisini
birlikte yaşadığı için mutsuzdu insan.Kaldıramazdı aynı hayatın içinde hem
geceyi hem de gündüzü.Ellerin aynı anda hem sıcak hem soğuk olamazdı.Havadaki
bu ağırlık hem rutubet hem de ağzından hiç çıkmayan sözcükler olamazdı.Sen bir
ya da iki olamazdın.Ve onun için mutsuzdu belki de uyuyamayan insanlar.
Çünkü hayat hiç giyilmeyen bir pantolonun
cebinde unutulmuş sakız gibi.Tadını yitirmiş,zamanından önce ölen ve
olabildiğince yalnız.Aslında yalnızlık bir alınganlık biçimi.Alınabileceğin
kimse olmadan hem de.Doyasıya sıkılmış ve egolu.Sürekli şikayetçi hareket
etmekten.Ve uzaklaşmaktan delicesine korkan.Bu durum başka yerlere gidip yeni
yaşamlar kurduklarında mutlu olacaklarına inanan insanlara benzer nedense.Çünkü
sen nereye gidersen git kendini de yanında götürürsün.Hayatın,kaldırımların,sarılabildiğin
her şey geride kalır; anılar ve keşkelerin seninle gelir.Peki ya onlara dair ne
vardı ? Gidemiyordu,gidemiyordum ve o an orada olan herkes tüm gün boyunca susmanı
seyredebilirdi.
Yerçekiminden daha güçlü değildi
iradesi.Yenilirdi,karşı koyamazdı o ıslaklığa.Bağlamazsan durmazdı o çünkü.’’Beni
senin oyununu oynamak ve kaybetmek zorunda bırakacak mısın ?’’ Bunu duymaya
alışıktı .Çünkü bu zamana kadar olanlar bir oyundan fazlası olmamıştı onun için.Peki
ya şimdi ? Hiçbir zaman sayılmayan o bedenler onun gelişinden sonra vücuduna kazınır
olmuştu.Ara sıra ortaya çıkan o gölge her dokunuşta bir iz daha bırakıyordu.Yalnız
yürümekten farkı neydi ? Üzerine bastığı çizgiler değişmemişti.Ama bu sefer
Beyoğlu lanetli miydi ?
Yüzünde
çok derin bir uykusuzluğun izleri vardı.Belli çok düşünmüştü onun hakkında.Ama
anlayamadığı bir şey yok muydu hiç ? Onun bile anlayamadığı.Gitme kal dediğinde
duyduğu turuncu bir ‘’Bugün olmaz.’’ gibi.Bugünün çok uzun olduğunu bilmiyor muydu
? Çünkü turuncu gerçek olana dairdi.Gözlerini kapadığında karanlıktan korkan,hala
iyi olandı.Yıllar sonra ilk kez dokunmak gibiydi.O ise geçmişte bir yerlerde
boş bir parka sıkışmıştı.Salıncağa gidemiyordu.Kaydıraktan kayamıyordu.Elinde
kırmızı bir balonla buz gibi kumları seyrediyordu.''Experience is simply the name we give our mistakes''
Oscar Wilde
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder