Sadece sessizce durdum ve yavaş yavaş griye
çalan ruhunu izledim.Öylesine bıkmış,öylesine nefret dolu ve yer yer
parçalanmış.Eski ve yeni yara izlerin karşımda.Dokunuyorum,o hareket etmiyor.Cümlelerim
yarıda kalıyor,o susuyor.Hiç açamıyor gözlerini.Çünkü soğuyor gittikçe aynalar.Sen
karşısında nefes almaya çalıştıkça giderek ağırlaşıyor.Sen bakamıyorsun
aynaların yüzüne.İtiraf etmesini mi bekliyorsun acımasızlığı yoksa her şeye rağmen
sana bir şarkı söylemesini mi ?
Her şey çok eski bir duvara hiç okunmamak
için yazılmış bir yazı gibi.Evlerinde ışıkların yanmadığı bir mahallenin kirli
sokaklarındaki kalın puntolu bir yazı.Dışarıda tek başına oynamaya çalışan bir
çocuğun saatlerce boş gözlerle izleyeceği ve sadece ölmeden önce anlam kazanan
bir yalnızlık hali.İnsan kabul edemezdi bunu.O çocuk gibi sokakta tek başına
eğlenmeyi deneyemezdi.İnsan yorgundu.İnsan,hep eksik kalandı.
Herkes yalnız kalmaktansa parçalara ayrılmayı
tercih ediyordu.Uğraşıyorlardı ve sessizce tatmaya devam ediyorlardı sadece.Yanındakinden
habersiz,olabildiğince uzak ve karanlık.Belki de hayatınızı değiştirecek
insanlar yolda yürürken sessiz sedasız geçiyorlardı yanınızdan.Belki de kurulan
umutsuz düşleriniz bile fazlasıyla iyimserdi ve tamamlanmış cümleler eksik
kalmışlara göre daha az acı veriyordu.Keşkeleri öldürüyordu insanı,ciğerlerinin
üstünde duran o yoğun ve adını koyamadığı şey bitiriyordu alamadığı nefesleri.Ketçapla
mayonezi karıştırdığında bir daha ayrılmıyorlardı,sonsuza dek.Bir kadının
sigarasından çıkan duman asla içine dönmüyordu.Geri dönemiyorduk.Seçmek bu
yüzden zordu.
O sabah baktığı her şey gözüne daha farklı
görünüyordu.Üzerinde adını koyamadığı bir ağırlık vardı.Kendinden birkaç santim
uzakta seyrediyordu her şey.Kendi bile.Yanı boştu.Aynalar geldi
aklına.Gözlerini duvardan bir saniye bile ayırmadı ve acıyla karışık buruk bir
gülümseme oturdu yüzüne.Söyleyemediklerini her gece farklı bir duvara
yazıyordu.Çünkü geçen bütün o saatlerde kendini daha iyi biri olabileceği
düşüncesiyle kandırabiliyordu ve daha az yalnız.Günler geçtikçe elleriyle
bırakıyordu kendini girip çıktığı odalara.Herkes uzaklara yürüyordu ve
İstanbula artık kış gelmiyordu.
Ona hayatı sevmeyi öğretenleri asla affetmemişti.Onlar bir şekilde kendi
mutluluklarını yaratanlardı.Duyguları olanlar.İstanbulda yıldız görmek gibiydi
onlara dair her şey.Her hafta vermemek üzere aldığı hediyeler gibi.Onlar
unutulmayanlardı.Biliyordu nereye giderse gitsin asla yeterince uzakta olamayacaktı.Asla
yeterince gülemeyecekti ya da hiçbir zaman normalleri olmayacaktı.Ve o güneşi
tutuyordu ellerinde şimdi.Çok sıcaktı ve aydınlık.Ama deniyordu adımlar atmayı.Hep böyle kalmalıydı.Yanmayı öğrenmeden ona kimse yaklaşamamalıydı..''Being alone never felt right.Sometimes it felt good,but it never felt right.''
Charles Bukowski
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder