Deniz kıyısında
yalnız başına yürümek güç olmuştur her zaman.Kıyıya dalgalar vurur,yüzünde tuzlu bir hava,keskin bir yosun kokusu ve kocaman bir
yalnızlık.O kadar sessizdir ki her şey kendini dinlemek zorunda
kalırsın.Geceleri gözüne uyku sokmayan düşüncelerin karşına dikilir ve sana
gülerler.Eğer çok sevmediysen o sonsuz belirsizliği gitmeyeceksin.Neden mi ? Yalnız
kalmamak hiçbir zaman opsiyon olmadı senin hayatında.Bunu sen seçtin.Sana düşen
her sabah uyandığında uzaklardan izlemek maviyi fazlası değil.Çünkü yalnızlık
devamlı olarak birilerinin özlendiği bir ruh hali,tek başına olmak ise sürekli
olarak kendinle birlikte olmaktan alınan zevktir.Yalnızlık her zaman
endişelidir,bir şeyleri kaçırır,bir şey için yanıp tutuşur,onu arzular.Tek
başına olmak ise mutlu olmak,derin bir tatmin,gerçek bir tebessüm gibi.O yüzden
sevemez yalnızlar denizi.Duramazlar çünkü suyun üstünde.Zaman geçtikçe
ağırlaşırlar.
Ama insanlar kocaman
denizde birbirlerini selamlayan gemiler gibi.O ana dair,biraz hüzünlü,sonra
kaybolan.Yavaşça birbirlerinden uzaklaşan ve unutulan.Gerçek buydu.Gerçek
aslında hiç işe yaramayan bir şeydi ve kimse bir yerlerde istediği hayatı
yaşamıyordu.Herkesin durduğuna inanmak istiyordun ve yapamıyordun.Bulutlar
gelip gidiyorlardı,gökyüzü ise hep orada kalıyordu.Ama beni affedin içimde yorgun bir
şeyler var.Şimdi kendinden nefret bile edemiyordun.Küçük tesadüflerden dolayı
değil,onun bakışlarındaki donukluktan değil,olmayan keşkelerinden dolayı
değil,o mutlu olduğu için değil.Kendinden alıp ona veremediğin için.
Bir kadınla sevişmek
ve bir kadınla yatmak iki ayrı tutku.Sadece farklı değil aynı zamanda zıt
tutkular.Aşk çiftleşme arzusunda duyurmaz kendini uykuyu paylaşma arzusunda
duyurur.Öyle bir an gelir ki tek bir sessizlikle arkanda bırakırsın her şeyi.Güvendiğin
bir yerde olmak ya da hiç bitmeyecek bir filmi izlemek gibi.Deniz gibi mesela
sonu olan ama asla ulaşamadığın.Hiç konuşmayan bir kadın gibi.Ya da hiç üşümeyen.Tehlikeli..Gözlerine
bakmayı unuttuğun anlarda içindeki tüm renkleri dışarıya çıkartan.
Daha önce hiç
düşmemiş,hiç acı çekmemiş insanları sevemedi.Çünkü hayat onlara hiçbir zaman
zengin tarafını göstermemişti.Hep mutlu olduğun bir hayat düşünemezdin.Mutluluk
sadece bir kavramdı.Asla gerçek olmayan,insanların ulaşmaya çabaladıkları ve
bununla oyalanarak ölümü bekledikleri bir kaybolma durumu.Çünkü ölmek için
doğardı insan,mutlu olmayı denemek için.O yüzden her yağmur sonrası severdi
toprak kokusunu.
O ise
hayatında kendi sesinden başkasını duymamıştı.Gittikçe dibe battığı,tüm çıkış
yollarının tanrı ve onu sevmiş bedenler tarafından kapatıldığı bir dünyası
vardı.Zor ve dayanılmaz biri..Her kaybedişte daha derine batmak için yeniden
başlayan ve her gece kaybolan bir beden gibi.Cansız ve bitkin.Sadece ara sıra
kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceğini düşünen.Bir sokak lambası kadar yalnızdı.Saati geldiğinde
sönen gün boyu hiç kıpırdamadan ses bile çıkarmadan,öylece duran..Onlar kadar ruhsuz,içten içe geceyi bekleyen,gri ve soğuk..O bir sokak
lambasıydı asla eve dönemeyen,geceleri
aydınlık,gündüzleri karanlık olandı.''Be yourself; everyone is already taken''
Oscar Wilde
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder