3 Kasım 2013 Pazar

Sadece Senin Bildiklerin


  Deniz kıyısında yalnız başına yürümek güç olmuştur her zaman.Kıyıya dalgalar vurur,yüzünde tuzlu bir hava,keskin bir yosun kokusu ve kocaman bir yalnızlık.O kadar sessizdir ki her şey kendini dinlemek zorunda kalırsın.Geceleri gözüne uyku sokmayan düşüncelerin karşına dikilir ve sana gülerler.Eğer çok sevmediysen o sonsuz belirsizliği gitmeyeceksin.Neden mi ? Yalnız kalmamak hiçbir zaman opsiyon olmadı senin hayatında.Bunu sen seçtin.Sana düşen her sabah uyandığında uzaklardan izlemek maviyi fazlası değil.Çünkü yalnızlık devamlı olarak birilerinin özlendiği bir ruh hali,tek başına olmak ise sürekli olarak kendinle birlikte olmaktan alınan zevktir.Yalnızlık her zaman endişelidir,bir şeyleri kaçırır,bir şey için yanıp tutuşur,onu arzular.Tek başına olmak ise mutlu olmak,derin bir tatmin,gerçek bir tebessüm gibi.O yüzden sevemez yalnızlar denizi.Duramazlar çünkü suyun üstünde.Zaman geçtikçe ağırlaşırlar.
  Ama insanlar kocaman denizde birbirlerini selamlayan gemiler gibi.O ana dair,biraz hüzünlü,sonra kaybolan.Yavaşça birbirlerinden uzaklaşan ve unutulan.Gerçek buydu.Gerçek aslında hiç işe yaramayan bir şeydi ve kimse bir yerlerde istediği hayatı yaşamıyordu.Herkesin durduğuna inanmak istiyordun ve yapamıyordun.Bulutlar gelip gidiyorlardı,gökyüzü ise hep orada kalıyordu.Ama beni affedin içimde yorgun bir şeyler var.Şimdi kendinden nefret bile edemiyordun.Küçük tesadüflerden dolayı değil,onun bakışlarındaki donukluktan değil,olmayan keşkelerinden dolayı değil,o mutlu olduğu için değil.Kendinden alıp ona veremediğin için.
  Bir kadınla sevişmek ve bir kadınla yatmak iki ayrı tutku.Sadece farklı değil aynı zamanda zıt tutkular.Aşk çiftleşme arzusunda duyurmaz kendini uykuyu paylaşma arzusunda duyurur.Öyle bir an gelir ki tek bir sessizlikle arkanda bırakırsın her şeyi.Güvendiğin bir yerde olmak ya da hiç bitmeyecek bir filmi izlemek gibi.Deniz gibi mesela sonu olan ama asla ulaşamadığın.Hiç konuşmayan bir kadın gibi.Ya da hiç üşümeyen.Tehlikeli..Gözlerine bakmayı unuttuğun anlarda içindeki tüm renkleri dışarıya çıkartan.

 
  Daha önce hiç düşmemiş,hiç acı çekmemiş insanları sevemedi.Çünkü hayat onlara hiçbir zaman zengin tarafını göstermemişti.Hep mutlu olduğun bir hayat düşünemezdin.Mutluluk sadece bir kavramdı.Asla gerçek olmayan,insanların ulaşmaya çabaladıkları ve bununla oyalanarak ölümü bekledikleri bir kaybolma durumu.Çünkü ölmek için doğardı insan,mutlu olmayı denemek için.O yüzden her yağmur sonrası severdi toprak kokusunu.
  O ise hayatında kendi sesinden başkasını duymamıştı.Gittikçe dibe battığı,tüm çıkış yollarının tanrı ve onu sevmiş bedenler tarafından kapatıldığı bir dünyası vardı.Zor ve dayanılmaz biri..Her kaybedişte daha derine batmak için yeniden başlayan ve her gece kaybolan bir beden gibi.Cansız ve bitkin.Sadece ara sıra kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceğini düşünen.Bir sokak lambası kadar yalnızdı.Saati geldiğinde sönen gün boyu hiç kıpırdamadan ses bile çıkarmadan,öylece duran..Onlar kadar ruhsuz,içten içe geceyi bekleyen,gri ve soğuk..O bir sokak lambasıydı asla eve dönemeyen,geceleri aydınlık,gündüzleri karanlık olandı.

                                       ''Be yourself; everyone is already taken''
                                                                                    Oscar Wilde

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder