27 Ekim 2013 Pazar

Hiç Isınmayan Ellerim


  Bir merhaba yetiyor tüm hoşçakalları unutturmaya.Küçük bir merhaba siliyor her şeyi.Bir merhabayla koskoca bir hayat sokuyorsun yaşantına.Başka anılar,başka öfkeler belki başka mutluluklar ve başkaları.O yüzden iyi seçmelisin merhaba diyeceğin insanları.Alamayacağın sorumluluklara merhaba demeyeceksin.Kırılıyorsun yoksa yavaş yavaş.Parça parça dökülüyorsun.Sen toparlanmaya çalıştıkça sadece batıyorsun.Ayaktayım diyorsun,tamam artık oldu diyorsun,sen sabah olduğunda sadece eve dönüyorsun.Çünkü hiç şikayet etmeyecek kadar mükemmel bir talih asla bulamazsın.

  Her kalbin rahatlamak huzur bulmak için çekildiği bir köşesi vardır.An gelir uzak olmak istersin.Çok sevdiğin üçlü koltuğa,kaldırımlara.Patates kızartmasına mesela veya kar kürelerine.Hoşuma gidiyor dediğin her şeye.Çünkü bazen düşünceler büyük bir baş dönmesi gibi arkanda belirirler.Kafanın içinde konuştuklarını duyarsın.Ama siyah daha önce hiç olmadığı kadar.Miden bulanır,kasılırsın.İçinde bir şeylerin yükseldiğini hissedersin.Sıcak..Sanki uzun zaman önce seni bırakmış birinin çıkıp gelmesi gibi.Tanıdık ama alışık olmadığın.
  Hiç yaşamamış bir şeye baksaydın şu anda hiç dokunmamış ya da hiç güneş görmemiş birine ne hissederdin ? Elinde cennetin haritasını tutan birine güvenebilir miydin ? Küllerine batan bir anka gibi yaşlı ve hüzünlü.Bir günü diğerinden ayıramayan.Loş bir odada yüzüne vuran karanlık gibi.Vaktinden önce,zamansız,soğuk..Elinde boş bir bardak tutuyordu ve o an her şey ikiydi sanki,ben bile..

 
  Odadan tam çıkarken arkasından kısık bir ses yapma dedi.Olması gereken yerden çok uzakta bedeninden bağımsız bir şekilde öylece duruyordu.Havada ağır bir şeyler vardı.Hareket etmeyi zorlaştıran,umutsuz bir şeyler.Ağzından kelimeler çıkıyordu ama ona ulaşamadan karanlıkta kayboluyorlardı.’’Kal biraz daha gitme’’.Yavaşça arkasını döndü.Sadece o tek nefeslik anda güneşin eskiden daha parlak olduğu geçti aklından ve yüzüne sahte bir tebessüm oturttu.Gözlerine ise bambaşka bir beden.Sonra..Sonra çıktı.
  Ama aklında başka bir şey vardı.Güzel bir şey.Buralara ait olmayan biri.Ona çok yakışırdı aslında,kısa turuncu saçlar,kahve tonlarında bir fular,siyah çerçevesi olan bir gözlük ve üstü açık bir araba krem rengi koltukları olan.Hafif bir şeyler çalmalıydı radyoda.Kokusu bütün arabaya sinmiş olmalıydı.Tatlı ve ıslak..Konuşurken yola değil uzaklara bakmalıydı ve gülümsemeliydi ara sıra her şey normale dönecekmiş gibi.O yolda olmalıydı,varmak için değil huzuru aradığı için..
  Çünkü kıştı o.Hızlı hızlı attığı adımların altında ezilen kardı.Burnunun ucundaki soğuk,paltosuna sarılırken aradığı sıcaklıktı.Kıştın sen.Soğuk ve sessiz.Olabileceğinden daha yalnız.Her şeye rağmen gülümseyen.Dünyayı daha güzel,daha huzurlu hale getirendin.Üstelik bunu siyahla yapandın..

                                         ''Indupedita suis fatalibus omnia vinclis.''
                                                                                             Lucretius

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder