20 Ekim 2013 Pazar

İki O ve Romeo'nun 48'i


 Yok olmak gerekiyor bazen.Öyle kimselere haber vermeden,usulca.Hiç konuşmadan mesela ya da hiç bahsetmeden kendinden.Belki kırılmış belki de biraz mutlu..Ya da toplayacaksın valizlerini,veda edeceksin o çok sevdiğin sokaklara,tamamlayacaksın yarım bıraktıklarını.Sonra..Sonra gidemeyeceksin.Çünkü etrafında döndüğün dünyayı kovalarken sevdiğin gerçek şeyler senden uzaklaşıyor.Peki ya hissetmediklerin ? Onlar da uzaklaşmaz mı giderek ? İnsanlar bırakmazlar mı arkalarında ? Evet en çokta onların fark edersin yokluklarını.Çünkü en son gideni unutamazsın.Kapıyı her zaman hissetmediklerin kapatır.
  Aslında hepimiz onca kalabalığın içinde o buz gibi dünyamıza yoğunlaşmış yalnız insanlarız.Gerçeklerden tamamen kopmuş ve bir o kadar da bağlı mutsuz insanlar..Her şeye rağmen mutluluğu aramak doğru mu peki ? Çünkü siz yaşamak için mutlu olmak zorundasınız. Ben değilim.Çünkü mutluluklar kimsesizdir.Alışamazlar.Öyle kolay kolay da duramazlar bir yerde.Peki bu istek bir bahanem olsa da gitmesem isteği mi yoksa bahanelerimin de benimle gelmesini mi istiyorum ara sıra ?
  Acılar vardır öldürmez insanı.Bazılarının öfkeyle doldurur içini.Bazılarına ise fazla gelir doğana teslim eder seni.Kimileri ise öyle iyi saklar ki acısını anlamazsın gözyaşlarını görmeden.Yıllarca hiç bıkmadan.Hiç bitmeyen bir savaş gibi.Her gün daha fazla yıkan,gittikçe kanayan,sonu olmayan..Acılar vardır ölmek istersin.Sen istesen de,şimdi öldüm desen de istemekle olmuyor. Canın gerçekten yanmadıysa şu hayatta hep biraz eksik kalacaksın.Çektiğin acı kadar insansın çünkü ne eksik ne de fazla.
 
  Ona ne mi oldu ? Alıştı.O sahip olduğundan fazlasını yitirdi.En baştan..Her sabah yola çıkmamak üzere terk ederdi bu şehri.Hava kapanırdı,yağmur yağardı,ıslanırdı,üşürdü bazen.İnsanları seyrederdi ama bakamazdı yüzlerine.Çünkü kendini görmek en büyük korkusuydu bir zamanlar.Bakıldığında ne kadar sığ değil mi ? Samimiyetten kaçan,duygulardan kaçan sürekli bir kaçış hali.Ama kullanılmaya da alışıktı o.Sanırım yüzüne vurulmasına da alışacaktı.Çünkü bir düşe sahip olmak için onun kadar hayal kırıklığına uğramamış olmalıydın.
  Geride bıraktığı her gecede küçülüyordu.Azaldığını,yok olmaya yüz tuttuğunu her solukta anlıyordu.Her çığlıkta kendinden bir parça mı buluyordu onlar da yoksa her derin nefeste bir parçasını mı bırakıyordu.Bir basamak aramıyordu kesinlikle.Uzun zaman sonra ilk kez bir şey istemişti hayattan.Tek bir şey.Merdivenler bitmemeliydi.Ama içinde değişen bir şeyler vardı.Yeni.Daha öce tadına bakmadığı.Ve duygular ona her zaman çekici gelmişti.Ulaşılmaz olduklarını düşünürdü hep.Aşk,acı,nefret,tutku..Bir kadının dokunuşunda hepsinden biraz vardı.O ise sonbahardan sarıyı almıştı,belki biraz da mor ama en çokta maviydi.Huzurluydu..

                                                     ''Your happiness is your sadness without mask.''
                                                                                                         Khalil Gibran

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder